Şimdi çok çalışma vakti!
Şimdi çok çalışma vakti.
19. yüzyılda iki dünya savaşı yaşandı. 1950’lerde kurulan kazananlar cephesi hakimiyetlerini tahkim etmek için sürekli yeni stratejiler geliştirerek kaybedenler cephesini mağdur, mazlum ve imkansızlıklar içinde bırakmayı başardılar. Silahlı mücadeleler, işgaller ve terör faaliyetleri ile sindirdikleri halkları kültürel işgalleri ile de hayallerini batı eksenli tutmaya gayret ettiler.
Bu işgallerden en çok nasibini alan ülkelerin başında da Türkiye geliyor. Geçmişi ile bağı kopartılmış, dünü hatırlamayan dolayısı ile atasından miras kalan her şeyi holywood çizgileri ötesinde seçemeyen bir dönem yaşadık.
Beynimize empoze edilenlere inat Türkiye’ye bir şeyler olmaya başladı. Komadan uyanırcasına hafızamız yerine gelmeye başladı.
500 yıllık Türk yurdu Üsküp, Kırçova, Gostivar, Ohri, Priştina’nın bağrında yatan mezar taşları bile kaybolmuş dedeleriniz, ninelerimizi hatırladık. Oralarda kardeşlerimizin olduğunu ve bizim nefes alış verişlerimizi bile takip ettiklerini öğrendik.
Ninelerimizin göz yaşlarının dalga dolduu Vardar ve Tuna Karadeniz’e akarken göz ucuyla Anadolu’ya bakıyor.
Fark ettik.
Fırat ve Dicle’nin suladığı toprakların koynunda yatıp nöbet tutan Oğuz boylarının erleri, erenleri, nineleri Anadolu’dan gelecek bir esintinin mezarlarının üzerinden geçmesini bekliyor.
Hissettik.
Şam, Kahire, Mekke, Medine ve ne olur kurduğunuz Türkiye Cumhuriyetinin uzak vilayeti olarak kalalım bizi ayırmayın diyen Yemen’in göz yaşlarında bir türlü yansımayan Anadolu güneşinin ışıltısı bekleniyor.
Gördük.
100 yıl önce sokaklara dökülen gençlerin attığı sloganlar ne idi?
Mısır, Libya bizim canımız, asla kimseye vermeyiz.
Yemen, Şam, Bağdat bizim vatanımız ölürüz de bırakmayız.
Bu sloganları atanlar Anadolu yarımadası içerisinde dün attıkları sloganlardan uzak mankurt bir hayat yaşadılar.
Yemen’den Üsküp’e vilayetlerimiz sanki hiç bizim olmamış, oralarda bizden kimse kalmamış gibi büyütülen Anadolu nesli daha yeni gerçeklerin farkına varmaya başladı.
Ey milletim bizi çok fena uyuttular. Bizim için Bursa ile Üsküp, Adana ile Şam aynı iken “Ne Arabın yüzü, ne Şam’ın şekeri” dediler. O kadar çok yalan söylediler, o kadar çok bizi bizim olandan ayırmak için kumpas düzenlediler ki arada çıkan birkaç cılız sesi duymamızı bir asır ertelediler.
İngiliz toplum mühendislerinin Türkiye içerisinde besleyip büyüttüğü ajanları, babalarımız, annelerimiz ve onların bize taşımakla yükümlü oldukları değerler ile bağlarımızı kestiler.
Biz onları bizden zannettik. Hatta oy verdik. Gazetelerini okuduk. Kitaplarını kütüphanemize koyduk. Film ve Tiyatrolarını iştahla izledik.
Anadolu insanını 100 yıl önce aniden ortaya çıkan, sanki uzaydan gelmiş bir millet olduğunu, öncesi olmadığını empoze ede dursunlar dışarıda kalanlar ile aslında aynı dedenin evlatları olduğumuzu yeni fark ettik.
Bu köşede dünyada olup bitenlere bakıp olabilecekleri yorumlayacağız. Atalarımızdan öğrendiğimiz değerleri Ademiyet namına sizlerle paylaşacağız. Dünya siyasetinin oyunlarının arka planlarına ışık tutacak, sokaklarda konuşulanları size aktaracağız.
Üsküp’ten Yemen’e, Rocky dağlarından, Altay dağlarına merhaba!
Şimdi çok çalışma vakti.
- Şimdi çok çalışma vakti! - 22 Eylül 2024
