GERÇEĞİN ÜZERİNDEKİ TOZ: TARİHİN YALANLA İMTİHANI
GERÇEĞİN ÜZERİNDEKİ TOZ: TARİHİN YALANLA İMTİHANI
Gerçek, bir milletin vicdanıdır. O vicdan ne kadar susturulursa, toplum o kadar körleşir. Bugün arşivlerde, tozlu raflarda saklanan belgeler; aslında bir milletin hafızasının canlı tanıklarıdır. Fakat bu hafızanın üzerine yıllardır sistemli biçimde toz serpilmiş durumda. O tozun adı “dayatma tarih”tir.
Arşivlerin dili susmaz; belgeler konuşur. Ama ne yazık ki bazı güç odakları, bu konuşmayı halk duymasın diye “resmî tarih” perdesini kalınlaştırmıştır. Gerçeğin karşısında kalem tutan bazı kurumlar, bilimin değil siyasetin hizmetkârı hâline gelmiştir. Türk Tarih Kurumu gibi köklü bir yapının bile, hâlâ bazı dönemlerde “hakikatin değil, talimatın kalemini” oynattığı görülüyorsa, ortada sadece bilimsel bir zaaf değil, ahlaki bir çöküntü vardır.
Bir milletin çocuklarına arşivlerin inkâr ettiği bir tarih okutmak, sadece yanlıştır değil, aynı zamanda geleceğe karşı işlenmiş bir suçtur. Çünkü yalanla beslenen bir nesil, kendi kimliğini sahte bir aynada görür. O aynada tarih bir masal, kahramanlar birer gölge olur. Ve halk, kendi kökünü tanıyamadan, kendi geçmişine yabancılaşır.
Bugünlerde “ikinci dalga” diye adlandırılan operasyonlar, sadece bir ekonomik ya da güvenlik meselesi değildir. Bu dalga, belki de yıllardır kurumların içine sızmış yapay damarları, yani hakikat yerine çıkarı besleyen kılcal damarları temizleme çabasıdır. Masonik yapılanmaların, ekonomik gücü ve entelektüel çevreleri kontrol altına alarak toplumsal yönelimleri belirleme gayreti, aslında tarihin de yeniden yazımına uzanan bir etkidir.
Bir millette tarihçiler susmuşsa, tarih yalancının elinde yeniden doğar.
Bir millette arşivler kilitlenmişse, hakikat mahkûm olur.
Bir millette kurumlar çıkar ağlarına teslim olmuşsa, bilimin yerini tapınak ritüelleri alır.
Belki bir gün, helal süt emmiş, kalemi vicdanının sesiyle tutan tarihçiler Türk Tarih Kurumu’nun başına geçer. Belki bir gün, çocuklarımız okul kitaplarında, gerçeği arşivlerin sessizliğinde değil, ders kitaplarının sayfalarında bulur. O gün geldiğinde milletin hafızası yeniden onurla parlar. Çünkü hakikatin gecesi ne kadar uzun olursa olsun, şafak mutlaka doğar.
Gerçeğin üstünü örtenler, bir gün o gerçeğin altında kalırlar.
Tarihi yalanla süsleyenler, gelecekte o yalanın utancını taşırlar.
Zira hakikat gecikir, ama asla kaybolmaz.
Onur Ercan
- BAZEN DÜNYADA BİR İNSAN BULURUZ, BAZEN DE BİR İNSANDA DÜNYA - 25 Kasım 2025
- KOÇ’LARIN DİVAN OTELİ - 20 Ekim 2025
- GERÇEĞİN ÜZERİNDEKİ TOZ: TARİHİN YALANLA İMTİHANI - 18 Ekim 2025
- SU KRİZİ VE TOPLUMSAL YANSIMALAR: BİR DAMACANAYA SIĞAN SİSTEM - 18 Ekim 2025
- DÜNYA DERTLERİN ÖTESİ - 14 Ekim 2025
- YAŞARKEN GÖMÜLEN KIZLAR - 7 Ekim 2025
- KÜÇÜK SAVAŞÇI: EŞEK ARISI. - 6 Ekim 2025
- KÜÇÜK BİR DAMLANIN ADALETİ - 5 Ekim 2025
- KIRIK CAM SENDROMU TÜRKİYE’DE: İZMİR’İN ÇÖPÜ, BURSA VE ANKARA’NIN SUSUZLUĞU - 4 Ekim 2025
- Ayşe Barım Tekrar Tutuklandı. - 3 Ekim 2025
