YAŞARKEN GÖMÜLEN KIZLAR
YAŞARKEN GÖMÜLEN KIZLAR
Bir zamanlar kız çocukları, utanç sayılırdı. Doğar doğmaz toprağa gömülür, nefesleriyle birlikte umutları da karanlığa gömülürdü. Peygamber Efendimiz Aleyhisselam geldiğinde o karanlığa bir kandil yaktı. O, “Kimin bir kız çocuğu dünyaya gelir de onu toprağa gömmeden, horlamadan ve erkek çocuğunu tercih etmeden yetiştirirse, Allah onu cennetine koyacaktır.” buyurdu. Bu söz, sadece bir çağın taş kalplerine değil, tüm çağların vicdanlarına söylenmişti. Çünkü insanın karanlığı, sadece çöl kumlarının altına değil, kalbinin derinliklerine de gömülmüştü.
Bugün artık kimse kız çocuklarını mezar çukurlarına gömmüyor. Ama ne acıdır ki, kimileri onları yaşarken toprağa gömüyor. Bir kısmı özgürlük maskesiyle, bir kısmı namus zinciriyle, bir kısmı da ilgisizlik perdesiyle… Görünürde yaşatıyor, ama ruhunu, değerini, kadınlığını sessizce boğuyor.
Eskiden kızlar toprağın altında susardı; şimdi ise kalabalıkların içinde sessizliğe mahkûm ediliyor. “Özgürlük” adı altında bedenine hükmediliyor, “modernlik” bahanesiyle kimliğinden koparılıyor. Giyimiyle, konuşmasıyla, seçimleriyle, duygularıyla birer meta hâline getiriliyor. Oysa özgürlük, sınırların yokluğu değil; anlamın varlığıyla mümkündür. Kız çocuklarına sınırsız özgürlük tanıdığını söyleyenler, aslında onlara sonsuz bir yalnızlıkarmağan ediyor. Çünkü değerini bilmeyen bir özgürlük, yönsüz bir rüzgâr gibidir — estiği her yeri dağıtır ama hiçbir yeri yeşertmez.
Bugünün dünyasında birçok kız çocuğu, ekranların ışığında eriyor; güzelliğiyle, popülerliğiyle, “beğenilme” sayısıyla ölçülüyor. Onlara “kendin ol” deniyor ama o “kendilik” sürekli bir kalıba sokuluyor. Modern dünyanın mezar taşları artık beton değil, ekranlar ve beğeni ikonları. Her fotoğraf bir kazma, her yargı bir avuç toprak.
Bir zamanlar bedenleri gömülüyordu, şimdi ise ruhu gömülüyor. Ve en acısı, bu gömülme sessizce, alkışlarla, reklamlarla yapılıyor. Kadının bedeni üzerinden kurulan ticaret, bir zamanlar kız çocuklarını diri diri toprağa gömen zihniyetin başka bir versiyonudur. Sadece elbiseleri değişmiştir, zihniyet aynı kalmıştır.
Peygamber Efendimizin o mübarek sözü, bir çağrıdır:
“Kız çocuğunu horlamadan, tercih etmeden, toprağa gömmeden yetiştir.”
Bugün bu çağrı, “onu bir ideolojinin, bir modanın, bir menfaatin toprağına gömme” anlamına gelir. Çünkü bir insanın bedenini değil, özünü öldürmek en büyük cinayettir.
Gerçek özgürlük, insanın fıtratına saygı duymaktır. Kız çocuklarını sevmek, onlara değer vermek sadece korumakla değil; onlara kim olduklarını unutturmamakla mümkündür. Onlara sınır koymadan değil, yön göstermeden olmaz. Çünkü sınır, bazen özgürlüğün değil; varoluşun çerçevesidir.
Eskinin toprağı karaydı, bugünün toprağı parlak ekranlardan, kurgulanmış ideallerden, yapay hayatlardan oluşuyor. Fakat her çağın imtihanı aynı: Kızını diri diri gömmek ya da onu onuruyla yaşatmak.
Ve belki de bugün cennetin kapısı, bir kız çocuğunun kalbinde saklı. Onu toprağa değil, sevgiye gömenler içindir o kapı. Onu süs değil, söz bilenler; onu yük değil, yücelik görenler içindir.
Gerçek annelik, babalık ya da insanlık; bir kız çocuğunu toprağın altından değil, toplumun yanlışlarından kurtarmaktır.
O vakit belki yeniden dirilecektir kadın.
O vakit belki yeniden dirilecektir insanlık.
Onur Ercan
- BAZEN DÜNYADA BİR İNSAN BULURUZ, BAZEN DE BİR İNSANDA DÜNYA - 25 Kasım 2025
- KOÇ’LARIN DİVAN OTELİ - 20 Ekim 2025
- GERÇEĞİN ÜZERİNDEKİ TOZ: TARİHİN YALANLA İMTİHANI - 18 Ekim 2025
- SU KRİZİ VE TOPLUMSAL YANSIMALAR: BİR DAMACANAYA SIĞAN SİSTEM - 18 Ekim 2025
- DÜNYA DERTLERİN ÖTESİ - 14 Ekim 2025
- YAŞARKEN GÖMÜLEN KIZLAR - 7 Ekim 2025
- KÜÇÜK SAVAŞÇI: EŞEK ARISI. - 6 Ekim 2025
- KÜÇÜK BİR DAMLANIN ADALETİ - 5 Ekim 2025
- KIRIK CAM SENDROMU TÜRKİYE’DE: İZMİR’İN ÇÖPÜ, BURSA VE ANKARA’NIN SUSUZLUĞU - 4 Ekim 2025
- Ayşe Barım Tekrar Tutuklandı. - 3 Ekim 2025
