Reklam
Reklam

PİS DÜNYANIN İMTİHANLARI

ONUR ERCAN
ONUR ERCAN
  • 02.10.2025
  • 63 kez okundu

PİS DÜNYANIN İMTİHANLARI

İnsan hayatı boyunca çevresindeki insanlarla bir ilişki kurar; komşularıyla, dostlarıyla, akrabalarıyla bir arada yaşar. Ancak aynı yüzlere, aynı seslere, aynı davranışlara sürekli maruz kaldığında, onların kıymetini unutma eğilimindedir. Bir süre sonra o kişiler, hayatımızın doğal bir parçası gibi görülür. İşin ilginç tarafı, insanlar kendilerini yaşamımızın parçası saydıklarında, bizi de kendi istedikleri şekle sokmaya çalışırlar. Onların görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmaz, canları sıkılır. Çünkü herkes, bizim nasıl yaşamamız gerektiğini “Elif’i elifine” bildiğini sanır.

Bu bireysel düzeyde yaşanan durum aslında toplumların ve devletlerin de tarih boyunca yaşadığı bir tecrübedir. Osmanlı’dan bugünkü Türkiye’ye kadar farklı etnik unsurlar aynı vatanda, aynı dili konuşarak ve aynı toprağı paylaşarak bir arada yaşamışlardır. Arada kültür farklılıkları olsa bile kimse bundan büyük bir rahatsızlık duymazdı. Herkes kendi bayramını kutlar, kendi cenazesini kaldırır; buna rağmen ortak alanlarda, ticarette, komşulukta, dostlukta buluşabilirdi. Tabanda işleyen bu uyum, imparatorlukların uzun ömürlü olmasının da sebeplerinden biriydi.

Osmanlı’da Birlikte Yaşama Düzeni

Osmanlı İmparatorluğu, “millet sistemi” denilen bir anlayışla yönetiliyordu. Müslüman, Hristiyan, Yahudi ve farklı etnik gruplar kendi dini liderlerinin yönetiminde ibadetlerini yapar, kendi okullarında eğitim görür, kendi bayramlarını kutlarlardı. Rum Patriği, Ermeni Katolikosu veya Yahudi Hahambaşı devlet nezdinde birer resmi temsilciydi. Osmanlı, bu farklılıkları çatışma unsuru değil, zenginlik olarak görmüştü. Bu nedenle asırlar boyunca farklı etnik ve dini gruplar, ortak bir yaşam alanını paylaşabilmişti.

Örneğin bir Anadolu kasabasında Müslüman bir esnaf ile Rum bir tüccar yan yana dükkân açar, alışveriş eder, dostluk kurabilirdi. Cenazeler farklı mezarlıklara defnedilse de mahalle aynı mahalleydi. Bayramlarda karşılıklı ikramlarda bulunulur, komşuluk bağı korunurdu. Yani tabanda hayat normal, huzurlu ve barış içindeydi.

Yukarıdaki Güç Oyunları

Fakat tarih boyunca imparatorlukları bölen, toplumu çökerten çoğunlukla “tabandaki halk” değil, “tavandaki güçler” olmuştur. Osmanlı’nın son döneminde dış güçlerin kışkırtmalarıyla Balkanlar kaybedildi, Arap coğrafyası ayrıldı. Sıradan halk yan yana yaşamaya devam etmek isterken, büyük devletlerin çıkar hesapları, milliyetçilik hareketleri ve gizli anlaşmalar bu düzeni paramparça etti.

19. yüzyılda İngiltere, Fransa ve Rusya, Osmanlı’yı “hasta adam” ilan etmişti. Bunun sebebi Osmanlı’nın zayıflaması değil, onun hâlâ büyük bir coğrafyayı bir arada tutmasıydı. Çünkü Osmanlı’nın varlığı, sömürge planlarının önündeki en büyük engeldi. Osmanlı dağıtıldıktan sonra Afrika’dan Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Balkanlar’a kadar her yerde kan, gözyaşı ve sömürü hâkim oldu.

Küresel Güçlerin Yükselişi

Bugün “küreselciler” dediğimiz yapılar, aslında o dönemki sömürgeci devletlerin yeni versiyonlarıdır. Dün İngiliz sömürgeciliği vardı, bugün uluslararası tekeller var. Dün Osmanlı topraklarına göz dikmişlerdi, bugün madenlere, petrole, doğalgaza göz dikiyorlar. Dün milliyetçilik ve ayrılıkçılığı kışkırtıyorlardı, bugün ideolojiler, mezhepler ve medya yoluyla toplumları bölüyorlar.

Sanat, medya, gıda, kimya, finans ve teknoloji… Bütün bunlar onların elinde. Bir gün yeni bir virüs salgını çıkarıyorlar, ertesi gün “küresel ısınma” bahanesiyle ülkeleri belirli programlara uymaya zorluyorlar. Bir yandan iklim krizi adı altında doğal kaynakları yönetiyorlar, öte yandan silah ticaretiyle savaşları körüklüyorlar.

Türkiye’nin ve İslam Dünyasının Payına Düşen

Bugün yeni dünya düzeninde asıl hedefin İslam olduğu çok açıktır. Çünkü İslam, yalnızca bir inanç değil, aynı zamanda bağımsız bir yaşam modelidir. Müslüman toplumlar kendi değerlerine sahip çıktıkça, küresel projelerin önü kesiliyor. Bu nedenle Müslüman milletlerin içinden iş birlikçiler devşiriliyor, içeriden çökertme planları yapılıyor.

Türkiye de bu süreçte merkezî bir noktadadır. Çünkü hem Osmanlı’nın mirasçısıdır hem de coğrafi olarak Asya ile Avrupa arasında bir köprüdür. Güçlü bir Türkiye, sadece bölgesel değil, küresel dengeleri de etkiler. Bu yüzden tarih boyunca bu topraklarda her zaman oyunlar oynanmış, darbeler, ekonomik saldırılar, terör örgütleri devreye sokulmuştur.

İnsan bu dünyaya imtihan için gönderilmiştir. Ama imtihan yalnızca bireysel ahlak ve ibadetle sınırlı değildir; aynı zamanda içinde yaşadığı dünyanın oyunlarını fark etmek, küresel tuzaklara karşı uyanık olmaktır. Bugün Müslüman ve Türk olmak, tarihten gelen bir onuru taşımakla beraber büyük zorlukları da yüklenmek anlamına gelir. Çünkü bu kimlik, küresel projelerin en büyük engeli olarak görülmektedir.

Pis dünyanın imtihanları işte budur: Kimi zaman dost görünümlü düşmanlarla, kimi zaman içimizdeki iş birlikçilerle sınanıyoruz. Osmanlı’nın dağıtılmasında olduğu gibi, bugün de benzer planlarla karşı karşıyayız. Ancak tarihten biliyoruz ki hiçbir zulüm sonsuza kadar sürmez. Her güç bir gün çözülür, her sömürü düzeni bir gün çöker.

Müslüman insan için bu dünya bir imtihan salonudur; Türk içinse aynı zamanda tarih sahnesidir. Eğer biz sabırla, şuurla ve imanla yolumuza devam edersek, hiçbir küresel oyun bizi yolumuzdan çeviremeyecektir. Asıl mesele, imtihanımızı kaybetmeden, bu kirli dünyanın tuzaklarına düşmeden, hakikat yolunda sebat etmektir.

Onur Ercan

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ