Reklam
Reklam

NEGATİF DÜŞÜNCE VE KARAMSARLIK

Said Dayıoğlu
Said Dayıoğlu
  • 04.02.2019
  • 709 kez okundu

Kâinat, kusursuz bir denge ve baş döndürücü bir ahenkle hareket eden sistemler topluluğudur ve bu, insan için bir tefekkür vesilesidir. Tefekkür ise insanı içine düşmeye namzet olduğu negatif düşünce girdabından çıkaracak en önemli motiftir. Eğer insan, başını gömdüğü meşgalelerden kendini biraz sıyırabilirse bu ahenk karşısında nutku tutulup kendisini karamsarlığa sürükleyen nedenlerin ne kadar küçük ve boş şeyler olduğunu görecektir. Çünkü aklının alamayacağı işler kendi dahili olmadan gerçekleşmektedir.
Mesela “İnsan küçük kainattır” sözünden hareketle kendi anatomimize bakıp tefekkür edelim. Yetişkin bir insanın vücudunda dünyayı çepeçevre saracak uzunlukta damar vardır. Bu uzunlukta ve değişik kalınlıklarda bir kablomuz olsa, o kabloyu hangi bobine sarmaya çalışırsak çalışalım karışmasını engelleyemeyiz. Ama o kablo niteliğindeki damarlar vücudumuza bir sanat eseri gibi ince ince işlenip yerleştirilmiştir. Yine tefekkür nazarıyla yani bakarkör olmaktan sıyrılarak çevremizi temaşa edelim ve mesela yağmur veya kar olaylarını inceleyelim. Bir kümülüs bulutunda 300 bin tonun üzerinde su bulunur ve o bulut onca ağırlığına rağmen bizim üzerimizde bize gölge yapıp serinlik veren bir şemsiye misali durur. O 300 bin ton su, insanın üzerine sanki saçlarını okşayan şefkatli bir el gibi nazik bir şekilde yağmur veya kar taneleri olarak iner. Ama o yükseklikten düşen her şeyin bir mermi etkisi oluşturması gerekir. En şiddetli kar yağışlarında hatta tipi olsa bile hiçbir kar tanesi başka bir kar tanesine temas etmeden yere ulaşır. Eğer bu kar taneleri havada birbirine temas etseler yapışacak ve devasa kütleler oluşturacaklardır ve bu kütlelerin altında kalan tüm canlılar ezilecektir. Lakin latif bir el o kar ve yağmur taneciklerini insan için bir rahmet olarak yavaşça yere inecek şekilde dizayn etmiştir.
Yani İnsan böylesine mükemmel işleyen sistemler içerisinde varlık planındaki yerini almaktadır. Bütün bu sistemler insanın dahli olmadan ve insan için idame ettirilmektedir. Lakin insan, fındık kabuğunu doldurmayacak meseleleri kendine dert edinerek karamsarlığa düşmektedir.
Bugün psikologlara giden insanların en büyük eksikliğinin yukarıda da bahsedildiği gibi tefekkür yapamamak olduğu aşikâr bir şekilde karşımızda durmaktadır. Şöyle bir düşünce, insanı ne için kendini üzdüğü konusunda muhasebe yapmaya yönlendirecektir. Yüz sene sonra, bugün doğanlar bile olmayacak. Bir yüz sene sonra unutulacak ve sonraki yüz senede de unutuldukları bile unutulacak. Yani diyebiliriz ki insan, bu kadar dert edindiği dünyada eğer popüler biri değilse yüz sene bile sürmeyen bir umursanış için çırpınıp durmaktadır.
Peki, insan neden küçük şeyleri büyütüp içinden çıkılmaz meselelere dönüştürür? Buna birçok sebep sıralayabiliriz ama asıl ve en önemli olanı, sebepler ya da numunelerde takılı kalmaktır. İnsan bir vitrinde gördüğü elbise veya dinlediği bir sesin cazibesine kapılabilir. Ama cezbeden şeyde takılı kalıp onun membaını araştırmazsa, kendini kandıran bir tutkunun içine girmiş olur. Bu duruma, aklı başında bir sarhoşluk hâli diyebiliriz. Oysa numunelerini gördüğümüz şeylerin bir yaratıcısı olduğunu idrak edip, o eserleri neden görüntü planına çıkardığını düşünmek o konunun derinine inmemizi sağlayacak ve bizi sığ bir bakıştan kurtaracaktır.
Bir ses sanatçısına hayran olmak yerine ona o sesi bahşedeni düşünmek, bize dert edinip muzdarip olduğumuz şeylerin geçiciliğini gösterecektir. Çünkü o ses o sanatçıya geçici olarak verilmiştir. Eğer o kişi bu kabiliyet için şükrederse, kendinden alındığında da üzülmeyecektir. Aynı şekilde bir başkasındaki güzelliği, o kişinin kendisinden değil onu yaratandan bilmek, insanı içine düşeceği karamsarlık ve kendini işe yaramaz hissetmekten kurtaracaktır. Burada şöyle bir söz söylenebilir;
“Fani olan güzellikler zevalleriyle ebedi güzelliğin delilidir,
Ve latif ruhlar fani bedenlerine bedel, ebedi güzelliğe namzettir”
Sözün özü şu ki; eğer bizi meşgul eden sorunların geçici olduğunu, o sorunların kâinatta cereyan eden olaylar silsilesi içinde esâmesinin dahi okunmayacak kadar küçük olduğunu ve bizim çok daha ulvi bir gaye için yaratıldığımızı idrak edebilirsek, mesele edinip kendimizi ve hatta çevremizdekileri dahi üzdüğümüz şeyler gözümüzde küçülecektir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ