Reklam
Reklam

HAZRET-İ ÂDEM (ALEYHİSSELÂM)’DAN GÜNÜMÜZE KADAR GEÇEN ZAMAN

Mehmet Kenan DOKUMACI
Mehmet Kenan DOKUMACI
  • 09.09.2018
  • 664 kez okundu

Urfa – Göbeklitepe harabeleri üzerinde yapılan çalışmalar üzerine Atlantic Productions Ltd, National Geographic için bir belgesel hazırlamış. “Cradle of the Gods”, “Tanrıların Beşiği” ismi verilen belgesel, Türkçeye “Kayıp Medeniyet” ismiyle çevrilmiş.

Alışılmış evrim söylemiyle başlayan belgeselde, bazı önemli sonuçlar da var. Arkeoloji uzmanı Dr. Jeff Rose, araştırmaları sonunda şöyle bir yargıya varıyor: “Şimdiye kadar bilim, insanların önce ziraati bulduğunu, bunun sonucunda gıda depoladığını, böylece düşünmeye araştırmaya vakit bulup, dinlerin ortaya çıktığını söylüyordu. Göbeklitepe’de bulunan vahşi hayvan kemikleri ise, bu yapıları ortaya çıkaran insanların, ziraatten önce bir dinleri olduğunu, daha sonra ziraate başladıklarını ortaya koyuyor.”

Tabiî, semavî dinlerin, insanlık tarihinin başından beri var olduğu hükmüne yol veren böyle yargılar üzerinde durmak, konuyla ilgili yorum yapan, ilmî araştırma ahlakından uzak evrimci – ateist güruhun işine gelmemiş ki, defalarca tekrarlanan bu yargı üzerinde tek kelime etmediler.

Belgeselde dikkati çeken başka bir husus, Türkiye haritasında Hatay’ın dışarda bırakılması. Bu medeniyetin insanlarının ne de çok düşmanı var, düşmanların da ne çok hıncı var!

Zamanımızdan onikibin yıl öncelere ait olduğu tesbit edilen Göbeklitepe, dünya üzerinde bulunmuş en eski insan eseri olarak önümüze gelmiş durumda. Mısır piramitlerinden, Maya medeniyetinden de daha eski. Ortadoğu’da, dünyanın bilinen ilk medeniyetleri, sadece beşbin yıllık.

Daha önemli başka bir konu, kendi ülkemizde yapılan dünya çapında böyle bir araştırmada, yine başı yabancıların çekmesi. Arkeoloji gibi stratejik sahalarda güçlü beyinlerin yetişmesi, devlet teşvikleri kapsamında değerlendirilmeli değil mi?

Maalesef bazı okumuşlarımızın derdi sadece İslâm ile. Onların, milleti aşağılamak ve batı kültürünün sorgulanma ihtimalini yok etmeye çalışmaktan başka meşgaleleri yok. Burada da kendilerine göre İslâmı yere serecek bir buluş(!) yapmışlar. Neymiş efendim, “İslâmiyet, insanlık tarihinin yedibin sene olduğunu söylüyormuş. Göbeklitepe’deki araştırmalar, bunu yalanlamış!”

Bu iddialarına dayanak olarak, “Âdem’den kıyamete kadar insanlığın ömrü yedibin senedir” hadis-i şerifi var diyorlar ve Kenzu’l-Ummal ile Tezkiretü’l-Mevzuat’ta sıra numarasını veriyorlar. Konuyla ilgili başka kaynaklarda da bu hadis-i şerîfin Deylemî’de ve Sahavî’nin “el-Makasıdu’l-hasene”sinde ve Munavî’nin “Feyzu’l-Kadir”inde, Deylemî’den naklen geçtiği bildiriliyor.

Konu hakkında kendisinden bilgi istediğim Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Ayvallı hocanın, bu kaynaklarla ilgili görüşü ise şöyle:
“Hadîs-i şerîfler için en muteber kaynaklar, “Kütüb-i Sitte (6 Hadîskitâbı)” ve “Kütüb-i Tis’a (9 hadîskitâbı)” denilen eserlerdir. “Tezkiretü’l-Mevzûât” kitâbı, adı üstünde, mevzû hadîsleri ihtivâ eden bir eserdir. Deylemî’nin “Müsned”i var, onun derecesi, diğer muteber kaynaklar seviyesinde değildir. “Kenzü’l-Ummâl” derleme bir eserdir, diğer hadîs eserlerinden toplanmıştır. “el-Makâsıdü’l-Hasene” de, hadîslerin sahîh mi, hasen mi, yoksa zayıf mı olduğunu bildiren bir eserdir. Bazıları için de mevzûdur deniliyor. Abdurraûf Münâvî’nin “Feyzu’l-Kadîr”i, İmâmSuyûtî’nin “el-Câmiu’s-Sağîr”inin şerhi olup, birinci el hadîs kaynaklarından değildir.
Hazret-i Âdem’den kıyâmete kadar olan zamanla ilgili olarak başka farklı rakamlar da vardır. O bakımdan bir rivâyete takılıp kalmamak lâzım.”
Prof.Dr.RamazanAyvallı hocanın ifadesi böyle.

Demek nasıl ki, Kur’ân-ı kerîme kendi bilgimize, görüşümüze göre mana vermeye kalkmayacaksak, “hadîs-i şerîfde böyle buyuruluyor” diye hüküm vermemeli, hele sosyal medyaya çok ihtiyatlı yaklaşmalıyız. Uzmanının incelemesinden geçmeden hüküm vermek hüsranla neticelenebiliyor.

Nitekim, son asrın büyük İslâm âlimi, faziletli Hüseyn Hilmi Işık hazretlerinin Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye kitâbının muhtelif sahifelerinde, ikinci bin yılının müceddidi İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektûbat’ından ve diğer İslâm âlimlerinin eserlerinden alarak bu konuda buyuruluyor ki:

Sahife 18’de:
Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmdan beri, her bin senede, bir Peygamber vâsıtası ile, insanlara bir din göndermişdir. Bu Peygamberlere “salevâtullahi teâlâ aleyhim ecma’în” (Resûl) denir. Her asrda, en temiz bir insanı Peygamber yaparak, bunlar ile dinleri kuvvetlendirmişdir. Resûllere tâbi’ olan bu Peygamberlere de, (Nebî) denir.

Sahife 482’de:
(Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” sayısı belli degildir. Yüzyirmidörtbinden çok oldukları meşhûrdur. Bunlardan üçyüzonüç veyâ üçyüzonbes adedi Resûldür.

Sahife 450’de:
Hâkimin bildirdigi sahîh hadîsde buyuruldu ki, Âdem “alâ Nebiyyinâ ve aleyhis-salâtü ves-selâm” Cennetden çıkarılınca, çok düâ etdi. Tevbesi kabûl olmadı. Nihâyet (Yâ Rabbî! Oglum Muhammed hürmeti için, bu babaya merhamet et) deyince, düâsı kabûl oldu ve (Yâ Âdem! Muhammed aleyhisselâmın ismi ile, her ne isteseydin kabûl ederdim, Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım) buyuruldu. Bu hadîs-i kudsî, (Mevâhib) ve (Envâr)ın başında da yazılıdır.

Süâl: O zemân, Muhammed “aleyhisselâm” dünyâda yokdu. Üçyüzonüçbin sene sonra dünyâyı teşrîf edecekdi. Âdem “aleyhisselâm”, Onu nereden bildi?

Cevâb: Âdem “aleyhisselâm”, Cennetde iken, Cennetin her yerinde ve Arş üzerinde(Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah) yazılı gördü. Onun, Allahü teâlânın en sevgili kulu olduğunu, bundan anlamışdı.

Sahife 79’da:
[Tenbîh: Erd küresinin ömrünü, ya’nî yaratıldığı günden kıyâmete kadar olan zemânı, eski müneccimler, ya’nî astronomlar, seyyâre yıldızların adedince bin sene, ya’nî yedibin sene demişlerdir. Zîrâ onlar, gezegen adedini yedi biliyordu. Târîhlerin çoğunda yazılı bulunan ve ba’zı din kitâblarına da geçmis olan yedibin sene, buradan gelmekdedir. Ba’zıları da, burc adedince, onikibin sene, bir kısmı da, meridyen derecesi adedince, üçyüzaltmıs [360] bin sene dedi ki, bu üç aded de, zan ve faraziyye hâlindedir. İdrîs “aleyhisselâm” buyurmus ki, (Bizler, Peygamber oldugumuz hâlde, dünyânın ömrünü bilemedik).
Endülüs âlimlerinin büyüklerinden, Ebû Abdüllah-i Kurtubînin (Tezkire)sinden Abdülvehhâb-ı Sa’rânînin “kuddise sirruhümâ” hülâsa etdiği (Muhtasar) ismindeki kitâbında (360 bin x 360 bin) ya’nî yüzyirmidokuz milyar, altıyüz milyon sene olduğu yazılıdır. Bugün fen adamları, (Radyoaktiflik sâati) denilen usûl ile,ya’nî Pechblend filizinde simdi mevcûd olan kurşun ve uran ma’denlerinin mikdârları nisbeti bulunup, bu kadar kurşunun, simdiki uran ile, bu kurşuna tebeddül etmiş bulunan uran mikdârlarından teşekkülü için lâzım olan zemânı, Uran I’in bozulma sâbitesine göre hesâb ederek, Erd kabuğunun yaşını ya’nî dünyânın ömrünü, dörtmilyar beşyüzmilyon sene olarak bulmakdadırlar.]

Görüldüğü gibi İslâm âlimleri, gençlerin imanlarını korumak için gece gündüz çalışıp, din düşmanlarına söz bırakmamışlardır.

Bütün bu bilgiler ışığında, Kur’ân-ı kerimde ve hadîs-i şeriflerde açıkça bildirilmediği için kesin olmamakla beraber, en kuvvetli tahmin, Âdem aleyhisselâm’dan itibaren geçen zamanın yaklaşık üçyüzonbeşbin sene olmasıdır. Son yapılan genetik kodlama hesapları da bu rakam ile uyuşmaktadır.

Aslında dinimizi en güzel şekilde anlatan, hem de çağımızda İslâma yapılan her türlü saldırıya cevab veren eserler hemen yanıbaşımızda. Senelerce her türlü fedakârlığa katlanılarak sadece Türkiyemizin değil, Dünyanın her tarafına dağıtılmış, muhtemelen bütün okuyucularımızın da evinde bulunan Hakikat Kitabevi eserleri, en sağlam kaynak olarak bizleri bekliyor. www.hakikatkitabevi.net adresinden de pdf olarak bilgisayarımıza, hem de ücretsiz olarak indirilebiliyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ